24 Şubat 2009

Komik

Uzun süre zirdeli hikayeleri yazmiyordum, kendimi çizime verdik (iki kisiyiz biz), karika çizecegim ya, zirdeli hikayelerine çilgin zirdeli çizgilerimle eslik etmek istiyorum. Ama bundan once iyi bir gözlem ve hiciv yetenegine, yazi yetenegine de sahip olmaliyim (diye düsünüyorum ben, hos ikinci kisimiz de yapabilir bunu, oku Pasam oku). Çok evvel yazdigim ama bir türlü düzenlemesini aksattigim yazimi sunuyorum. Düzenledim mi? Hayir. Okuyan var mi? Sanmiyorum. Buyrun buradan yakin (hiç sanmiyorum):

Bir takim özlü sözler var bizim insanimiz cok seviyor, ben de bazisini çok komik buluyorum, bazisini kullanmak için can attigim oluyor ama bir türlü firsati gelmiyor ben de unutuyorum. O yüzden buraya koyuyorum, isteyen bakar bakar güler. Bu sözlere bir kaç örnek vermek gerekirse:

"Kimine göre yalanim, kimine göre kralim, adamina göre adamim." Daha çok "harbi" "gerçek" insan tiplemesi çizenlerde görülüyor bu tip laflar. Bazen merak ediyorum insanlar bu tip laflari ciddi mi söylüyorlar yoksa komiklik olsun diye mi... Bence arada ciddi payi var.

Bunun yaninda iyi erdemlerden herhangi birinin kitabini yazmak, hatta kendini övmede daha da ileri gidilerek "bu kitabi duvarina astigini" soyleyip "arada sirada da imza kampanyasi" yaptigini iddia etmek (bkz. Gulse Birsel'in Avrupa Yakasi Dilber Hala karakteri)... Harbi insanin abarti sanatina farkli ve hicivsel bir yaklasimi...

Bazi sözler var ki özlü sözlere argo bir bakis açisi getiriyor, bunlar tabii ki en çok güldürenleri, özellikle beynimizin gelismekte olan komedi kivriminin ortaokul-lise çaglarina rastgelen yillarinda. Bir çogumuz "g.te giren semsiyenin açilmayacagi," "kaderde varsa d.z.lmenin neye yarar üzülmenin" gibi deyimlere olgunlasma çaginda pek tabii gulmusuzdur.

"Az kasardan tost, cok kasardan dost olmaz." Her iki cins için de söylenebilecek çok güldügüm ve aslinda rencide edici ama bir o kadar da komik bir söz. Bunu da ben ilk Penguen veya Uykusuz Dergileri'nden birinde gördüm, hemen referans vereyim. Yukaridakine gonderme olarak bir yakinim da gecenlerde sunu uydurdu: "kediden post, [canli] ayidan dost olmaz." (ayilari severim ve doldurulmus bir tanesi uzun yillar en yakin dostumdu, açiklik getireyim istedim.)

Bu laflari kimler buluyor, nasil anonim oluyor gibi fikirlerin yani sira niye ve nasil cogunluga hitap ediyor, bu beni hep meraklandirmistir. Gozlem yeteneginin disinda bir de insanlari hicivle guldurebilmek, onlara hitap edebilmek, yani insanlarin anlayacagi, ortak bir takim duygulari uyandirmak bazilari icin dogal bir yetenek olabilir. Ancak bu sonradan kazanilan bir yetenek de olabilir (olmali yoksa ben bosuna ugrasiyorum). Insan isteyerek mi cogunluga hitap eder yoksa, onlari anladigi, kendi de ayni oldugu icin mi bu bizi ceker. Bunun birden fazla ve hatta uzun bir cevabi olabilir tabii ki. Bazi cevaplarin dogrulugunu da denemeden tam olarak bilemeyiz.

Demisim ve yazim burada bitmis, gordugunuz gibi yaziyi duzenlemeden direk tepsiye koydum. Afiyetler olsun. Bu da en en ilk karikam, en ilk ama bu yazidan sonra yapildi 2010'da, bu da size bir zaman kargasasi verir ki zaman-yer devamliligina bir boyut katar diye umdum.

23 Şubat 2009

Uncovering the facts

Gerçek nedir? Senin, benim, onun ve diğer geri kalan herkes için aynı geçerliliğe sahip olan... Mesela yerçekimi sadece senin ve benim için geçerli değildir, dünya üzerindeki tüm varlık ve nesneler için geçerlidir. Yerçekimi bir gerçektir. Dolayısıyla var olanı kabul etmek bu gerçekle yüzleşmek en insani seçimdir. Peki ya gerçeklerle yüzleşmekten kaçanlar? Uzun süre boyunca kendisi de bir kaçak olarak yaşamıştı ve kaçmaktan yorulduğu bir anda yüzleşmenin hafifliği ve verdiği özgürlük hissi ile tanışmıştı. Şimdiye kadar kolay olan yerine akıntıya karşı neden yüzdüğünü anlamaya, hatırlamaya çalıştı. Etraftan öğrendiğini yapıyordu, daha doğrusu öğrenmenin ilk adımı taklit etmek değil miydi? Ama artık oyunun kuralları değişmişti, ilk başlardaki gibi acemi şansıyla ilerlemiyordu. Aksine farkındaydı artık. Ve bunun tadına vardığı için artık gerçekleri saklamak nerdeyse imkansız hale gelmişti. O da bir gün "Midas'ın kulakları eşek kulaklarııı" diye haykırdı ama bu sefer çevresinde kimi bulduysa, ne bulduysa, boş bir kuyuya... Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz siz zaten.

22 Şubat 2009

Gardiyan

"Gardiyaaaaan...! Gardiyaaaaan!" diye bagirdi odasindan, tiz sesiyle. "Benim krimzon kirmizisi boyam bitti, ayrica akriliklerimi bulamiyorum, nerdeler?" diye söylendi. Bir yandan kucagindaki kuyruksuz kedisini seviyor, bir yandan da yüzünü tuvaline dayamis resim yapiyordu. "Gardiyaaaan, gardiyaaaaan, gardiyaaaaan...." Yine bagirdi. Bu gardiyanlari sadece bugun 38.ci çagirisiydi. Hiçbir görevlinin onu umursamadiginin ya farkinda degildi ya da bununla ilgilenmiyordu. Ilgi. Ilgi sadece onda olmaliydi, baska hiçbirseyin önemi de yoktu zaten.

17 Şubat 2009

Kar

Uzaklarda, yuksek daglarda esinlenecek cok sey bulabilirdi insan. Özellikle kar sessizligi... Kar tanelerinin yuzde 90'i havaymis, yani hava kesecikleri var, o yuzden cok iyi bir yalitim sagliyormus. Dolayisiyla kardan evlerin ici cok soguk olmuyor ve sesi de iyi tutuyor. Ama esin ve hikayeden cok kafa dinleme ve kas agrisi ile dönüp de gelebilir insan. Tipki benim yaptigim gibi. Kayak, acik hava, bol spor, arkadaslar, sohbet, yemek ve de hayvan dostlariyla...

Bu haftasonu Panço'nun uzak bir akrabasi, küçük küçük yegeni Monster ile tanistim. Isminin aksine canavarlikla hiçbir alakasi olmayan, insan dostu, elektrik iletimcisi, kucuk bir dost, bir kuzu...

Hikayaler de böylece geri kaldi. Baska bir zamana artik.

16 Şubat 2009

Inspiration Zuzu: "me after taking bath"



Eğer sokağa çıkmadıysam banyomu "izleyerek" yaptıktan sonra dilediğim kadar su içiyorum, yerden.. Sonra buharın rehavetiyle kurulanıyor/masajı oluyorum. Bu arada beni taramalarına da izin veriyorum. Bütün bunlar sırasında bana güzel sözler söylemelerine bayılıyorum. Her ne kadar uzuuun bir kuyruğum olmasa da, mutluluğum hareketlerimden ve daha çok gözlerimden okunuyor.



Esinlenme

Esinlenmeye taa uzaklara gitmene hiç gerek yoktu. Hele ki herkesin yollara düştüğü bir vakitte yola çıkmaya ne gerek vardı, anlamadım gitti. Ama madem taa oralardan bile burayı izleyebiliyorsun, yazalım bakalım:

Seattle'da yaşayan 3 yaşındaki American Shorthair Cooper'ın fotoğraflarından oluşan sergisini gördüm bu sabah. Zuzu'nun Cooper kardeşinden geri kalan bir yönü yok tabii ki. O uyurken (dokunuyor diye artık kuru mamasının dışında et türevi vermiyoruz) gizli gizli ekmeğimin üzerine humus sürüp hindi füme ekledim, salona sıvıştım. İkinci ısırığımda odadan "hııııhıı" diyerek koşarak geldi, masaya çıktı ve bana ne zaman vereceksin kabadayı tavrı ile karşıma dikildi. Uykusu arasında nasıl koku aldıysa, bu konuda hiç ıskalamıyor çünkü. Bizim ağzımız oynuyorsa hemen gelip ne yiyoruz diye ilk önce kokusuna daha sonra da kokuyu beğenirse bir tadına bakıyor. Tabii ki ısrarıyla ödülünü de aldı, ona verdiğim pul kadar salamı yerken ben de geri kalan dilimi ağzıma tıkıştırıyordum. Evet Zuzu şimdilik fotoğraf çekmiyorsa da (ona boynuna kamera asmak gibi bir imkan daha tanımadık daha!) nasıl salata yapılır, makarna sosu yapılır çook izlemişliği vardır. Arada sırada da temizliğe eşlik edip denetim yapıyor, iyi oldu mu diye. Benim esinlenmem çevremi gözlemlediğimde oluyor. Hele ki kediler anda yaşamanın, rahat olmanın, neşenin harika bir esin kaynağılar bana..

12 Şubat 2009

Heh $öyleeee

Hikayeler bizi bekler, öyle vurdum duymaya gelmez... Ilk hikayemiz cok uzak diyarlarda baslar. Hayaller aleminde. Ama simdi ben esinlenmeye gidiyorum gelecegim.

Geldim

Gelmesine de buraya nasıl yazacagima bakarken bir pencere cikti. Buradan bir sesleneyeyim bakalim sana gelecek mi sesim?

10 Şubat 2009

Nerdesin?

Sezaiiiii! Sezaiiiiii!!!
Nerdesin? Nerelerdesin? Maceralar bizi bekler.

9 Şubat 2009

Hosgeldin-irayshimase

Bir blog actim ne yayimlasam bilemiyorum iyi mi?
Sanirim bu isi tek basima yapamayacagim. Dur bakiyim ben su Sezai'yi bir cagirayim...