24 Kasım 2009

21-22 Aralık Doğangüneş, Gündoğan Bayramı

Mutlu Narduganlar

İslamiyet öncesi Türklerin yeni yılın gelişini 21 Aralık’ın 22 Aralık’a bağlayan gece bir çeşit çam ağacı olan akgünlük diğer adıyla akçam altında kutladığını biliyor muydunuz?


Nar Moğol kökenli bir kelime olup güneş; tugan, dugan doğan anlamına geliyor ve günün geceye karşı zaferi olan doğan güneş bayramı Türklerin geleneklerinde hayat ağacı etrafında kutlanıyordu.


Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a göre Türklerin tek tanrılı din öncesi inancında yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı diyorlar ve bugün bu ağacı izini kilim, halı ve işlemelerimizde motif olarak görebilirsiniz. Türklerde güneş çok önemli ve en uzun gece 21 Aralık’tan sonra 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.


Güneşin zaferini, yeniden doğuşunu Türkler büyük şenliklerle akçam ağacının altında kutluyor. Bu bayram aile ve dostlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getiriyor.


Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına o yıl için dileklerini temsilen bantlar bağlıyorlar. Bu bayram için evlerini temizliyor, güzel giysiler giyiyor, ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Bu mutlu günde aile büyükleri ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelip yiyip içiyorlar.


Not: Bu bilgi için Oz Nutsu'ya teşekkürler :)

26 Ağustos 2009

the mechanic, the wedding knot and the imam


In a small town near the Agean cost I went to mechanics to fix the car. The mechanics is a poet who published his first poem book last year, was on stage this year to read his poems at the town's one only open theater.. His name is Isa meaning Jesus. He listens to classic music while working.

Everything seemed romantic and quirky, till the second day in the shop. After he fixed the car he said "jump in and we will do a test drive" and asked me if i ever want to be a witness in a religous wedding that is going to be at the next 10 minutes. "We will do the test drive to my place, my wife is waiting and you will get the chance to see my house". My thought went in between what a bid and is he joking. Before he hit the road he asked Mehmet Usta to jump in the car to be witness also. So i was with a total stranger, half eccentric and half poet mechanic.. When we arrived at his place, his wife was waiting at the door. The only people who is wearing shorts was me and Isa Usta, and mine was shorter than his in front of a Imam. His wife handed me the head scraf to cover my head before the ceremony.

So there i was half sick with the stomoch and neck pains, after headed a mechanics with a pain killer, half conscious participating a religous wedding ceremony where the women's witness is not allowed!



17 Nisan 2009

round and round, what goes arround comes arround..

I discovered that everbody is going somewhere else: mom flies to LA, a friend goes to Bodrum to teach sailing to his high school students, one of them goes to Adana to visit her family, one of them comes to İstanbul with her mom to celebrate her brother's birthday, grandma goes to Ankara to be with his son, brother in law comes to Turkey to be with the family, one of my friends goes to Bozcaada to enjoy her husband.. 

So life goes arround and round with friends and families.. 
The bitter loss of Mert Mursaloglu made me be aware of the abundance i have, and the bliss i feel for these.. and i wanted to share with you! 

So thank you for being there.

15 Nisan 2009

Neden intihar? Içimizdeki hayvani öldürmek

Bunun nedenleri hep kafami kurcalamistir. Bir çok insan (ve hatta bence herkes diyebiliriz) zaman zaman, ozellikle çocukluktan ergenlige geçiste intihari muhakkak ki o veya bu nedenden ötürü düsünmüslerdir. Bizi intihara sürükleyen bir çok etken olmasina ragmen, bizi ölmekten koruyan da bir sürü faktör vardir. Ailemize, sosyal toplumumuza olan baglar ve sorumluluklar vs. gibi. Bunlardan kopuk kendi basina yasayan insanlar neden intihar etmez? Çünkü hayatta kalmak her türlü hayvan icin temel bir içgüdüdür, tipki yemek yemek ve üremek gibi.

Söyle birsey okudum:

"If humanity is defined in terms of how well we can overcome our animal instincts, then in this regard those who commit suicide are more human than those who would or could not. For it is they who have managed to over come the strongest of all instincts."

"Insan olmak" deyimine degisik ve ilginç bir bakis açisi. Ancak bu söze tam anlamiyla katildigimi soyleyemeyecegim, çünkü intihar çogunlukla depresyonun bir sonucuysa ve seçilmis bir yol olmayip tamamiyle tedavi gerektiren beyin kimyasina ait bir durumsa o zaman bu bir hastaliktir. Ancak intihar akil yoluyla seçilmisse, kendini yemek yemek ve üremekten mahrum birakan bir takim insanlarin olacagi gibi, hayvansal içgüdüleri yenmek adina kendini öldürenler neden olmasin. Tabii bu da çaglar boyu bir takim intihar kültlerinin ortaya cikmasina neden olmustur herhalde. Ama ben bunlari bir türlü anlayamayacagim. Kedi ve köpek dostlarimiza bakip onlarin varligina sükredip, onlar gibi olamayan yönlerimi gelistirmeye çalisacagim.

23 Mart 2009

Five O'clock Tea - 5 çayı


Adına düzenlenmiş bir müzik grubu bile olan meşhur 5 çayı; ne hatırlatıyor sizlere bilemem ama bana güneşin o tatlı tatlı batışını, koşuşturmalı bir günün sonu haber vermesi, akşam yemeği için bir araya gelinecek vaktin yaklaşması, kısa bir kestirmeden sonra kazınan midenin bayram etmesi, tatildeysem geç biten günün sonunda kumsaldan eve hafiflemiş olarak dönmenin neşesini anımsatıyor.  Bugünde o güzel 5 çaylarından biriydi...

24 Şubat 2009

Komik

Uzun süre zirdeli hikayeleri yazmiyordum, kendimi çizime verdik (iki kisiyiz biz), karika çizecegim ya, zirdeli hikayelerine çilgin zirdeli çizgilerimle eslik etmek istiyorum. Ama bundan once iyi bir gözlem ve hiciv yetenegine, yazi yetenegine de sahip olmaliyim (diye düsünüyorum ben, hos ikinci kisimiz de yapabilir bunu, oku Pasam oku). Çok evvel yazdigim ama bir türlü düzenlemesini aksattigim yazimi sunuyorum. Düzenledim mi? Hayir. Okuyan var mi? Sanmiyorum. Buyrun buradan yakin (hiç sanmiyorum):

Bir takim özlü sözler var bizim insanimiz cok seviyor, ben de bazisini çok komik buluyorum, bazisini kullanmak için can attigim oluyor ama bir türlü firsati gelmiyor ben de unutuyorum. O yüzden buraya koyuyorum, isteyen bakar bakar güler. Bu sözlere bir kaç örnek vermek gerekirse:

"Kimine göre yalanim, kimine göre kralim, adamina göre adamim." Daha çok "harbi" "gerçek" insan tiplemesi çizenlerde görülüyor bu tip laflar. Bazen merak ediyorum insanlar bu tip laflari ciddi mi söylüyorlar yoksa komiklik olsun diye mi... Bence arada ciddi payi var.

Bunun yaninda iyi erdemlerden herhangi birinin kitabini yazmak, hatta kendini övmede daha da ileri gidilerek "bu kitabi duvarina astigini" soyleyip "arada sirada da imza kampanyasi" yaptigini iddia etmek (bkz. Gulse Birsel'in Avrupa Yakasi Dilber Hala karakteri)... Harbi insanin abarti sanatina farkli ve hicivsel bir yaklasimi...

Bazi sözler var ki özlü sözlere argo bir bakis açisi getiriyor, bunlar tabii ki en çok güldürenleri, özellikle beynimizin gelismekte olan komedi kivriminin ortaokul-lise çaglarina rastgelen yillarinda. Bir çogumuz "g.te giren semsiyenin açilmayacagi," "kaderde varsa d.z.lmenin neye yarar üzülmenin" gibi deyimlere olgunlasma çaginda pek tabii gulmusuzdur.

"Az kasardan tost, cok kasardan dost olmaz." Her iki cins için de söylenebilecek çok güldügüm ve aslinda rencide edici ama bir o kadar da komik bir söz. Bunu da ben ilk Penguen veya Uykusuz Dergileri'nden birinde gördüm, hemen referans vereyim. Yukaridakine gonderme olarak bir yakinim da gecenlerde sunu uydurdu: "kediden post, [canli] ayidan dost olmaz." (ayilari severim ve doldurulmus bir tanesi uzun yillar en yakin dostumdu, açiklik getireyim istedim.)

Bu laflari kimler buluyor, nasil anonim oluyor gibi fikirlerin yani sira niye ve nasil cogunluga hitap ediyor, bu beni hep meraklandirmistir. Gozlem yeteneginin disinda bir de insanlari hicivle guldurebilmek, onlara hitap edebilmek, yani insanlarin anlayacagi, ortak bir takim duygulari uyandirmak bazilari icin dogal bir yetenek olabilir. Ancak bu sonradan kazanilan bir yetenek de olabilir (olmali yoksa ben bosuna ugrasiyorum). Insan isteyerek mi cogunluga hitap eder yoksa, onlari anladigi, kendi de ayni oldugu icin mi bu bizi ceker. Bunun birden fazla ve hatta uzun bir cevabi olabilir tabii ki. Bazi cevaplarin dogrulugunu da denemeden tam olarak bilemeyiz.

Demisim ve yazim burada bitmis, gordugunuz gibi yaziyi duzenlemeden direk tepsiye koydum. Afiyetler olsun. Bu da en en ilk karikam, en ilk ama bu yazidan sonra yapildi 2010'da, bu da size bir zaman kargasasi verir ki zaman-yer devamliligina bir boyut katar diye umdum.

23 Şubat 2009

Uncovering the facts

Gerçek nedir? Senin, benim, onun ve diğer geri kalan herkes için aynı geçerliliğe sahip olan... Mesela yerçekimi sadece senin ve benim için geçerli değildir, dünya üzerindeki tüm varlık ve nesneler için geçerlidir. Yerçekimi bir gerçektir. Dolayısıyla var olanı kabul etmek bu gerçekle yüzleşmek en insani seçimdir. Peki ya gerçeklerle yüzleşmekten kaçanlar? Uzun süre boyunca kendisi de bir kaçak olarak yaşamıştı ve kaçmaktan yorulduğu bir anda yüzleşmenin hafifliği ve verdiği özgürlük hissi ile tanışmıştı. Şimdiye kadar kolay olan yerine akıntıya karşı neden yüzdüğünü anlamaya, hatırlamaya çalıştı. Etraftan öğrendiğini yapıyordu, daha doğrusu öğrenmenin ilk adımı taklit etmek değil miydi? Ama artık oyunun kuralları değişmişti, ilk başlardaki gibi acemi şansıyla ilerlemiyordu. Aksine farkındaydı artık. Ve bunun tadına vardığı için artık gerçekleri saklamak nerdeyse imkansız hale gelmişti. O da bir gün "Midas'ın kulakları eşek kulaklarııı" diye haykırdı ama bu sefer çevresinde kimi bulduysa, ne bulduysa, boş bir kuyuya... Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz siz zaten.

22 Şubat 2009

Gardiyan

"Gardiyaaaaan...! Gardiyaaaaan!" diye bagirdi odasindan, tiz sesiyle. "Benim krimzon kirmizisi boyam bitti, ayrica akriliklerimi bulamiyorum, nerdeler?" diye söylendi. Bir yandan kucagindaki kuyruksuz kedisini seviyor, bir yandan da yüzünü tuvaline dayamis resim yapiyordu. "Gardiyaaaan, gardiyaaaaan, gardiyaaaaan...." Yine bagirdi. Bu gardiyanlari sadece bugun 38.ci çagirisiydi. Hiçbir görevlinin onu umursamadiginin ya farkinda degildi ya da bununla ilgilenmiyordu. Ilgi. Ilgi sadece onda olmaliydi, baska hiçbirseyin önemi de yoktu zaten.

17 Şubat 2009

Kar

Uzaklarda, yuksek daglarda esinlenecek cok sey bulabilirdi insan. Özellikle kar sessizligi... Kar tanelerinin yuzde 90'i havaymis, yani hava kesecikleri var, o yuzden cok iyi bir yalitim sagliyormus. Dolayisiyla kardan evlerin ici cok soguk olmuyor ve sesi de iyi tutuyor. Ama esin ve hikayeden cok kafa dinleme ve kas agrisi ile dönüp de gelebilir insan. Tipki benim yaptigim gibi. Kayak, acik hava, bol spor, arkadaslar, sohbet, yemek ve de hayvan dostlariyla...

Bu haftasonu Panço'nun uzak bir akrabasi, küçük küçük yegeni Monster ile tanistim. Isminin aksine canavarlikla hiçbir alakasi olmayan, insan dostu, elektrik iletimcisi, kucuk bir dost, bir kuzu...

Hikayaler de böylece geri kaldi. Baska bir zamana artik.

16 Şubat 2009

Inspiration Zuzu: "me after taking bath"



Eğer sokağa çıkmadıysam banyomu "izleyerek" yaptıktan sonra dilediğim kadar su içiyorum, yerden.. Sonra buharın rehavetiyle kurulanıyor/masajı oluyorum. Bu arada beni taramalarına da izin veriyorum. Bütün bunlar sırasında bana güzel sözler söylemelerine bayılıyorum. Her ne kadar uzuuun bir kuyruğum olmasa da, mutluluğum hareketlerimden ve daha çok gözlerimden okunuyor.



Esinlenme

Esinlenmeye taa uzaklara gitmene hiç gerek yoktu. Hele ki herkesin yollara düştüğü bir vakitte yola çıkmaya ne gerek vardı, anlamadım gitti. Ama madem taa oralardan bile burayı izleyebiliyorsun, yazalım bakalım:

Seattle'da yaşayan 3 yaşındaki American Shorthair Cooper'ın fotoğraflarından oluşan sergisini gördüm bu sabah. Zuzu'nun Cooper kardeşinden geri kalan bir yönü yok tabii ki. O uyurken (dokunuyor diye artık kuru mamasının dışında et türevi vermiyoruz) gizli gizli ekmeğimin üzerine humus sürüp hindi füme ekledim, salona sıvıştım. İkinci ısırığımda odadan "hııııhıı" diyerek koşarak geldi, masaya çıktı ve bana ne zaman vereceksin kabadayı tavrı ile karşıma dikildi. Uykusu arasında nasıl koku aldıysa, bu konuda hiç ıskalamıyor çünkü. Bizim ağzımız oynuyorsa hemen gelip ne yiyoruz diye ilk önce kokusuna daha sonra da kokuyu beğenirse bir tadına bakıyor. Tabii ki ısrarıyla ödülünü de aldı, ona verdiğim pul kadar salamı yerken ben de geri kalan dilimi ağzıma tıkıştırıyordum. Evet Zuzu şimdilik fotoğraf çekmiyorsa da (ona boynuna kamera asmak gibi bir imkan daha tanımadık daha!) nasıl salata yapılır, makarna sosu yapılır çook izlemişliği vardır. Arada sırada da temizliğe eşlik edip denetim yapıyor, iyi oldu mu diye. Benim esinlenmem çevremi gözlemlediğimde oluyor. Hele ki kediler anda yaşamanın, rahat olmanın, neşenin harika bir esin kaynağılar bana..

12 Şubat 2009

Heh $öyleeee

Hikayeler bizi bekler, öyle vurdum duymaya gelmez... Ilk hikayemiz cok uzak diyarlarda baslar. Hayaller aleminde. Ama simdi ben esinlenmeye gidiyorum gelecegim.

Geldim

Gelmesine de buraya nasıl yazacagima bakarken bir pencere cikti. Buradan bir sesleneyeyim bakalim sana gelecek mi sesim?

10 Şubat 2009

Nerdesin?

Sezaiiiii! Sezaiiiiii!!!
Nerdesin? Nerelerdesin? Maceralar bizi bekler.

9 Şubat 2009

Hosgeldin-irayshimase

Bir blog actim ne yayimlasam bilemiyorum iyi mi?
Sanirim bu isi tek basima yapamayacagim. Dur bakiyim ben su Sezai'yi bir cagirayim...