11 Mart 2010

Zirdeli Hikayeler artik wordpress'te

Daha iyi bir hizmet, daha cok hikaye icin elele, haydi hep birlikte, yeni adrese

24 Kasım 2009

21-22 Aralık Doğangüneş, Gündoğan Bayramı

Mutlu Narduganlar

İslamiyet öncesi Türklerin yeni yılın gelişini 21 Aralık’ın 22 Aralık’a bağlayan gece bir çeşit çam ağacı olan akgünlük diğer adıyla akçam altında kutladığını biliyor muydunuz?


Nar Moğol kökenli bir kelime olup güneş; tugan, dugan doğan anlamına geliyor ve günün geceye karşı zaferi olan doğan güneş bayramı Türklerin geleneklerinde hayat ağacı etrafında kutlanıyordu.


Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a göre Türklerin tek tanrılı din öncesi inancında yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı diyorlar ve bugün bu ağacı izini kilim, halı ve işlemelerimizde motif olarak görebilirsiniz. Türklerde güneş çok önemli ve en uzun gece 21 Aralık’tan sonra 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.


Güneşin zaferini, yeniden doğuşunu Türkler büyük şenliklerle akçam ağacının altında kutluyor. Bu bayram aile ve dostlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getiriyor.


Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına o yıl için dileklerini temsilen bantlar bağlıyorlar. Bu bayram için evlerini temizliyor, güzel giysiler giyiyor, ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Bu mutlu günde aile büyükleri ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelip yiyip içiyorlar.


Not: Bu bilgi için Oz Nutsu'ya teşekkürler :)

26 Ağustos 2009

the mechanic, the wedding knot and the imam


In a small town near the Agean cost I went to mechanics to fix the car. The mechanics is a poet who published his first poem book last year, was on stage this year to read his poems at the town's one only open theater.. His name is Isa meaning Jesus. He listens to classic music while working.

Everything seemed romantic and quirky, till the second day in the shop. After he fixed the car he said "jump in and we will do a test drive" and asked me if i ever want to be a witness in a religous wedding that is going to be at the next 10 minutes. "We will do the test drive to my place, my wife is waiting and you will get the chance to see my house". My thought went in between what a bid and is he joking. Before he hit the road he asked Mehmet Usta to jump in the car to be witness also. So i was with a total stranger, half eccentric and half poet mechanic.. When we arrived at his place, his wife was waiting at the door. The only people who is wearing shorts was me and Isa Usta, and mine was shorter than his in front of a Imam. His wife handed me the head scraf to cover my head before the ceremony.

So there i was half sick with the stomoch and neck pains, after headed a mechanics with a pain killer, half conscious participating a religous wedding ceremony where the women's witness is not allowed!



17 Nisan 2009

round and round, what goes arround comes arround..

I discovered that everbody is going somewhere else: mom flies to LA, a friend goes to Bodrum to teach sailing to his high school students, one of them goes to Adana to visit her family, one of them comes to İstanbul with her mom to celebrate her brother's birthday, grandma goes to Ankara to be with his son, brother in law comes to Turkey to be with the family, one of my friends goes to Bozcaada to enjoy her husband.. 

So life goes arround and round with friends and families.. 
The bitter loss of Mert Mursaloglu made me be aware of the abundance i have, and the bliss i feel for these.. and i wanted to share with you! 

So thank you for being there.

15 Nisan 2009

Neden intihar? Içimizdeki hayvani öldürmek

Bunun nedenleri hep kafami kurcalamistir. Bir çok insan (ve hatta bence herkes diyebiliriz) zaman zaman, ozellikle çocukluktan ergenlige geçiste intihari muhakkak ki o veya bu nedenden ötürü düsünmüslerdir. Bizi intihara sürükleyen bir çok etken olmasina ragmen, bizi ölmekten koruyan da bir sürü faktör vardir. Ailemize, sosyal toplumumuza olan baglar ve sorumluluklar vs. gibi. Bunlardan kopuk kendi basina yasayan insanlar neden intihar etmez? Çünkü hayatta kalmak her türlü hayvan icin temel bir içgüdüdür, tipki yemek yemek ve üremek gibi.

Söyle birsey okudum:

"If humanity is defined in terms of how well we can overcome our animal instincts, then in this regard those who commit suicide are more human than those who would or could not. For it is they who have managed to over come the strongest of all instincts."

"Insan olmak" deyimine degisik ve ilginç bir bakis açisi. Ancak bu söze tam anlamiyla katildigimi soyleyemeyecegim, çünkü intihar çogunlukla depresyonun bir sonucuysa ve seçilmis bir yol olmayip tamamiyle tedavi gerektiren beyin kimyasina ait bir durumsa o zaman bu bir hastaliktir. Ancak intihar akil yoluyla seçilmisse, kendini yemek yemek ve üremekten mahrum birakan bir takim insanlarin olacagi gibi, hayvansal içgüdüleri yenmek adina kendini öldürenler neden olmasin. Tabii bu da çaglar boyu bir takim intihar kültlerinin ortaya cikmasina neden olmustur herhalde. Ama ben bunlari bir türlü anlayamayacagim. Kedi ve köpek dostlarimiza bakip onlarin varligina sükredip, onlar gibi olamayan yönlerimi gelistirmeye çalisacagim.

23 Mart 2009

Five O'clock Tea - 5 çayı


Adına düzenlenmiş bir müzik grubu bile olan meşhur 5 çayı; ne hatırlatıyor sizlere bilemem ama bana güneşin o tatlı tatlı batışını, koşuşturmalı bir günün sonu haber vermesi, akşam yemeği için bir araya gelinecek vaktin yaklaşması, kısa bir kestirmeden sonra kazınan midenin bayram etmesi, tatildeysem geç biten günün sonunda kumsaldan eve hafiflemiş olarak dönmenin neşesini anımsatıyor.  Bugünde o güzel 5 çaylarından biriydi...

24 Şubat 2009

Komik

Uzun süre zirdeli hikayeleri yazmiyordum, kendimi çizime verdik (iki kisiyiz biz), karika çizecegim ya, zirdeli hikayelerine çilgin zirdeli çizgilerimle eslik etmek istiyorum. Ama bundan once iyi bir gözlem ve hiciv yetenegine, yazi yetenegine de sahip olmaliyim (diye düsünüyorum ben, hos ikinci kisimiz de yapabilir bunu, oku Pasam oku). Çok evvel yazdigim ama bir türlü düzenlemesini aksattigim yazimi sunuyorum. Düzenledim mi? Hayir. Okuyan var mi? Sanmiyorum. Buyrun buradan yakin (hiç sanmiyorum):

Bir takim özlü sözler var bizim insanimiz cok seviyor, ben de bazisini çok komik buluyorum, bazisini kullanmak için can attigim oluyor ama bir türlü firsati gelmiyor ben de unutuyorum. O yüzden buraya koyuyorum, isteyen bakar bakar güler. Bu sözlere bir kaç örnek vermek gerekirse:

"Kimine göre yalanim, kimine göre kralim, adamina göre adamim." Daha çok "harbi" "gerçek" insan tiplemesi çizenlerde görülüyor bu tip laflar. Bazen merak ediyorum insanlar bu tip laflari ciddi mi söylüyorlar yoksa komiklik olsun diye mi... Bence arada ciddi payi var.

Bunun yaninda iyi erdemlerden herhangi birinin kitabini yazmak, hatta kendini övmede daha da ileri gidilerek "bu kitabi duvarina astigini" soyleyip "arada sirada da imza kampanyasi" yaptigini iddia etmek (bkz. Gulse Birsel'in Avrupa Yakasi Dilber Hala karakteri)... Harbi insanin abarti sanatina farkli ve hicivsel bir yaklasimi...

Bazi sözler var ki özlü sözlere argo bir bakis açisi getiriyor, bunlar tabii ki en çok güldürenleri, özellikle beynimizin gelismekte olan komedi kivriminin ortaokul-lise çaglarina rastgelen yillarinda. Bir çogumuz "g.te giren semsiyenin açilmayacagi," "kaderde varsa d.z.lmenin neye yarar üzülmenin" gibi deyimlere olgunlasma çaginda pek tabii gulmusuzdur.

"Az kasardan tost, cok kasardan dost olmaz." Her iki cins için de söylenebilecek çok güldügüm ve aslinda rencide edici ama bir o kadar da komik bir söz. Bunu da ben ilk Penguen veya Uykusuz Dergileri'nden birinde gördüm, hemen referans vereyim. Yukaridakine gonderme olarak bir yakinim da gecenlerde sunu uydurdu: "kediden post, [canli] ayidan dost olmaz." (ayilari severim ve doldurulmus bir tanesi uzun yillar en yakin dostumdu, açiklik getireyim istedim.)

Bu laflari kimler buluyor, nasil anonim oluyor gibi fikirlerin yani sira niye ve nasil cogunluga hitap ediyor, bu beni hep meraklandirmistir. Gozlem yeteneginin disinda bir de insanlari hicivle guldurebilmek, onlara hitap edebilmek, yani insanlarin anlayacagi, ortak bir takim duygulari uyandirmak bazilari icin dogal bir yetenek olabilir. Ancak bu sonradan kazanilan bir yetenek de olabilir (olmali yoksa ben bosuna ugrasiyorum). Insan isteyerek mi cogunluga hitap eder yoksa, onlari anladigi, kendi de ayni oldugu icin mi bu bizi ceker. Bunun birden fazla ve hatta uzun bir cevabi olabilir tabii ki. Bazi cevaplarin dogrulugunu da denemeden tam olarak bilemeyiz.

Demisim ve yazim burada bitmis, gordugunuz gibi yaziyi duzenlemeden direk tepsiye koydum. Afiyetler olsun. Bu da en en ilk karikam, en ilk ama bu yazidan sonra yapildi 2010'da, bu da size bir zaman kargasasi verir ki zaman-yer devamliligina bir boyut katar diye umdum.